Kendini ifade etme

Hepimizin kendimizi bir ifade ediş tarzı vardır. “Kendimi ifade edemiyorum/edemedim” diyenin bile bir ifadesi vardır.

Kimimiz şarkı söyleriz, resim yaparız. Birçoğumuz alıp kalemi elimize, içimizde ne varsa dökeriz kağıda. Zenaat ustası ifadesini yansıtır eserine. Mimar yapıda, mühendis icadında bulur ifade edeceklerini.

Hiç bir şey yapamasak da bağırırız da avazımız çıktığı kadar. Yine de ifade ederiz her koşulda kendimizi. İfademe dair afilli cümleler kondurmak istedim şu satırlara. Lakin olmadı ifademe ram her hangi bir cümle…….

Bayram temizliği

Öncesinde hummalı bir şekilde yapılan temizlik bayramın yaklaştığının habercisi oluyor. Bu Kurban Bayramı öncesinde bir çok evde temizlik yapılmaya başlandı. Bizim evde de başladı temizlik. Neyseki bu defa çok uzun sürmedi.

Çocukluğumda, en az bir hafta önceden başlardı temizlik ve arefe günü biterdi. Bu işin içinde tatlıyı ve sütlacı yapmak da girerdi. Temizlenen evde Bayram, bayram gibi yaşanırdı.

Bizim evde bayram temizliği dahil bütün temizliklerde eşyaların yeri değişirdi. Bu değişiklik beni hem yorar hem de bıktırdı. Bu yaşımda yaptığım temizlikte eşyaların yerini değiştirmek içimden gelmiyor, sırf bu bıkkınlık yüzünden.

Bayram öncesi yazdığım son yazı… Şimdiden bayramınız mübarek olsun. Bayramdan sonra görüşmek dileğiyle…..

Başlıksız

Sinema, yazın, sanat dünyasında profesyonel anlamda pek çok muhteşem eser ortaya konmakta. Dijital makinelerin hayatımıza girmesiyle neredeyse kusursuz diyeceğimiz eserler ortaya konuyor. Bu profesyonel eserleri sinemada izleyebiliyor, kitapları büyük bir keyifle okuyabiliyoruz. Müzik eserleri kulaklarımızın pasını silerken, resim alanında yapılan eserler gözlerimize bir şölen sunuyor.

Profesyonellikten ziyade profesyonel ruhu aratmayacak kadar amatörce ortaya konan eserlerde mevcut elbette. Amatörce çekilen bir belgesel, bir video, yazılan bir kitap da ayrı bir keyif veriyor bana. Hiç aklıma gelmeyen orijinal fikirler çıkıyor. You tube da izlediğim amatörce çekilmiş bir video yada okuduğum bir blog yazısı samimi ve sıcak duygularla çekiyor beni içine.

Uzun zamandır YouTube da farklı kişilerin kanallarını izliyorum. Hepsi olmasada birçok videoda, farklı bilgileri öğrenmek nasip oldu. Bir aydan beri wordpress de yazdığımdan daha çok blog yazısı okudum. Ve okuduğum yazıların hepsi keyif verdi bana. Ve bu yazıların sahipleri hiçbir yerde göremeyeceğiniz profesyonellikte değil belkide.Ama bu işin ehli olacak kadar da orijinal fikirlere sahip cümleler ortaya konmuş.

Yazma eylemi içersinde aynı amatör duygularla yazmaya devam ediyor olacağım sanırım bende. Ama bu süreçte heyecanımı ve heyecanımızı kaybetmemek ümidiyle……

******önerilerini paylaşmak isteyen olursa seve seve dikkate alırım

Minimalizm

Hayatın her alanında sade yaşamı esas alan bir akım. Akım diyorum, çünkü minimalist yaşamı esas alan pek çok insan var hâlihazırda.

Özellikle son beş yıldan beri popüleritesi artan minimalizm, hayatında sadelik arayan, alışveriş sonucunda kullanmayan eşyaların dağınıklığından kurtulmak isteyenler için gayet ideal bir düşünce tarzı.

Bu bağlam çerçevesinden kopmadan şöyle 30 yıl öncesine doğru annelerimizin yaşantısına gidersek, bu sadeliği daha iyi anlayabiliriz. O zaman için gelirin fazla olmadığı sadede babalarımızın çalıştığı bir dönem. Eve gelen para o kadar idareli kullanılırken, lüzumsuz bir şey alınmadı. Bu nedenle de alınan her eşyanın bir değeri olurdu.

Gelirin artmasıyla insanların kendini tatmin etme yöntemi de değişti. Alışveriş yapmak rahatlama yöntemi haline geldi. Bunun sonucunda da aldığımız eşyaya para verdik düşüncesiyle elden çıkarmıyoruz. Ve evlerimizde bir eşya kalabalığı oluşmaya başladı. Bu kalabalık içerisinde bizler bunalmaya başladık ve bir sadelik aramaya koyulduk. 90’ların başına kadar sade bir yaşam olan hayat, 90’larla birlikte kısmen olsa da bu dönemden sonra yerini karmaşıklığa bıraktı yerini. Bu karmaşıklık içerinde ortaya çıkan minimalizm kalabalıklar içinde bunlalanlar için çok cazip geldi. Kimi minimalist yaşam tarzını hayat felsefesi haline getirdi. Kimi de minimalizmin moda olmasına kapılıp bu şekilde bir yaşam tarzı oluşturdu.

Buraya kadar anlattıklarım bir gözlem sonucuydu. Naçizane kendi fikrime gelince, minimalizm’in moda olması kısmıyla ilgilenmiyorum. Çünkü moda olmaktan çıkınca insanlar sade bir yaşamı tercih etmek istemeyecekler mi?

Sadece mutlu olmak, kendime ve sevdiklerime daha fazla zaman ayırmak için sade bir yaşamı tercih etmek elbette tercih edeceğim bir durum ve bu da minimal yaşamın moda olan tarafı değil elbette.

Neden yazıyorum?

Bir amaç doğrultusunda yapılır her iş. Bir amacının olmadığını söyleyen insanın bile bir amacı vardır aslında, her ne kadar öyle görünüyor olsa da…. Her insanın bir amacı vardır yazmak için. Benim ise yazmak için pek çok nedenim var.

Yazma eylemine başladığımda lise yıllarındaydım. Şiir yazıyordum o dönemlerde. Epeyce yazmıştım. Sonra edebiyat bölümünü okuyan bir ablama göstermiştim. O yaşıma rağmen ciddi bir eleştiri yapmıştı. Ve ben o zaman için bitirmiştim şiir yazmayı. O günden sonra da ciddi anlamda yazamadım herhangi bir dörtlük. Bunun üzerine düz yazı olarak yazdım bütün düşüncelerimi. Bir arkadaşım ne olursa olsun yaz demişti. Bir kelime üzerinde de olsa yaz, varsın saçma sapan olsun dediğini hatırlar gibiyim.

2004 yılı ağustos ayından beri günlük tutuyorum. Günü gün yazmıyorum elbette. Ama geçen 16 yıllık süre içinde yazdıklarıma baktığımda gelişen çok şey olmuş. Ama her yazdığımda garip bir rahatlık hissi uyanıyordu bende. Ne zaman bir şeyler yazsam rahatlıyorum hâlâ. Rahatlama hissinin olması yazma nedenlerimden biri….

Çocukluğumdan beri iyi kötü, düzenli olarak kitap okuma rutinim vardır. Okuduklarımı ve okuyarak öğrendiklerimi kendime saklamak istemiyorum artık. Çünkü okuyup öğrendiklerimi paylaşmazsam kendime ve beynime haksızlık edecek gibiyim. Paylaşmadığım zaman, başkalarının da öğrenmesi gereken bilgiyi kendime saklayacağım için bencillik yapacağımı düşünüyorum. Böyle bencilce bir şey yapmayarak hem kendime hem de diğer insanlara bir faydam olması bu diğer amacım.

Hadi Tanışalım

Uzun uzun yazmadan önce tanışalım ne dersiniz?

Bendeniz Esma Bulut. Zamanın bir vaktinde Malatya’nın bir Hastanesi’nde gözlerimi açmışım bu dünyaya. Memleketimin bir köşesinde ilk okula başlayıp rekor sayılacak bir çoğunlukta okul değişikliğine maruz kaldım. Ortaokul ve liseyi sabit bir şekilde tek bir okulda bitirdim. Buna rağmen iki farklı üniversitenin iki farklı bölümünü bitirdim.

Bütün bunlara rağmen toplumunun düşünce tarzına göre evde oturan işsiz biriyim. Ama bana soracak olursanız, her yıl bir sınava giren ÖSYM emekçisiyim Ayrıca meraklı bir okur, amatör bir ressam ve yeni yetme bir yazma meraklısıyım.